DÊSTPEK-ANASAYFA

KÜRTLER KİMDİR? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KÜRTLER KİMDİR? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

KÜRTLER KİMDİR (6.BÖLÜM) SON

8 Haziran 2014 Pazar

Kurduene Krallığı
Ermeni İmparatorluğunda Kürt askerlerder vardı
Ksenefonun “Kardukhi” dediği Kürdler tarafından Korduene Krallığı adında kurulmuş bir krallık vardı. Bu krallık Hakkari ve Diyarbakır arasında kurulmuştu. Korduene krallığı Kürt prensleri tarafından yönetiliyordu. Ksenefonun dediğine göre bağımsız yaşayan bir halkdı ve Akamenid kralına bağlı değildiler. M.Ö. 1.yüzyılda ise Ermeni olduğu ileri sürülen Kral II Tigranes tarafından Korduene (Kürdistan) feth edilmiştir. Kral Tigranes, [/b]Kürdistan kralı Zarbienus[/b]uda idam ettirmiştir.

Yunanlı tarihçi Plutarch, Kürdistan kralı Zarbienus’un Ermenistan kralı Tigranes’in zulmüne karşı ittifak için Roma konsolosu Appius yoluyla Roma impatatoru Lucullusla gizlice irtibata geçtiğini aktarmış. Fakat Tigranes bu durumdan haberdar olunca Kral Zarbienusu, karısını ve çocuklarını Romalılar Ermenistana girmeden önce öldürtmüş.
Roma İmparatoru düşüncesiz olmadığı için Kürdistana girdiğinde Zarbienus onuruna cenaze törenleri düzenletmiş.

Adorn süslemek
Pyre ölü yakmak için toplanan odun yığını
Royal kraliyet
Raiment kıyafet. giysi. kiyafet.
libations ölmüs birinin adina içilin
comrade arkadaş
müttefik ally
monument abide, anıt.
public treasury kamu hazinesi 

Modern Ermeni tarihçilerinden Nicholas Adontz (Armenia In The Period Of Justinian, 1970) ve Cyril Toumanoff (Studies In Christian Caucasian History, 1963)‘un görüşlerini de kısaca not etmek gerek. Toumanoff, lokal “Kardukhi hanedanlıkları”ndan, bir “Gordyene Krallığı”ndan ve “Korduene prensleri”nden, 298 yılından sonra onbeş kalesi bulunan Korduene prensliğinde/devletinde Roma kontrolünden sözeder (a.g.e., s. 181-182).
Adontz, Tigran’ın ordusundaki etnik gruplar arasında “Gordyen’ler”i de sayar (s. 318), modern Kürtler’in atalarının “Kurti”ler olduğunu söyler. Kürtler Kral Tigranesin ordusunda yer alıp birçok yerleşim yerini o dönemlerde hakimiyeti altına almıştır. Bunlar Mezopotamya, Azerbaycan, Suriye, Kapadokyadır. Kürtlerin orduda yer alması sayesinde Ermeni Kral İmparatorluğunu genişletebilmiştir. Kral Tigranesin Kürt olduğuna dair iddialarda vardır.

Daha sonra ise Korduene Krallığı M.Ö 55 yılında Roma imparatorluğunun bir eyaleti oldu ve 384 yılına kadar 4. asır Roma hakimiyetinde kaldı.

Sophene Krallığı
M.Ö. 63 Kürdistan – Kürt Krallıkları Sophene (Zaza) & Corduene (Kurmanc)

Sophene Krallığı Dicle ve Fırat nehirlerinin arasından kurulmuş bir krallıktır. Ermenistan krallığının güneybatısında olan Sophene Krallığı bir çok kere Ermenilerin, Perslerin ve Romalıların hakimiyetine girmiştir.

Roma imparatoru Diocletian tarafından feth edilen Sophene Krallığı, Zaza Kürtlerinin coğrafık yerleşim yeriyle kesişmektedir. Bu Sophene Krallığının Zaza Kürtleri tarafından kurulmuş olduğu tarihçiler tarafından söylenmektedir.

Sophene (Şupan, Supani) krallığı, M.Ö. 95’te Büyük Ermenistan (Doğu Ermenistan) kralı olan II. Tigran tarafından devrildi. M.Ö. 95 yılında tahta çıkan ve ‘Büyük’ ünvanı taşıyan Tigran’ın ilk işi küçük Sophene krallığını fethetmek oldu. O tarihe dek bağımsız olan Sophene de ilhak edildi ve Ermenistana bağlandı. Ermenice’de Tsophk adıyla bilinen Sophene Krallığı bugünkü Elazığ-Dersim bölgesine tekabül ediyordu.. O dönemde Sophene kralı olan Artanesi tahttan indirdi. Artanes, Zariadres’in soyundandı. (Plutarch, Lucullus, Bölüm 21)

Zariadres I Sophene Kralıydı. M.Ö 201 yılında Büyük Antiochus büyük Ermenistan ve Sopheneyi Ermeni iddia edilen generaller Artaxias ve Zariadresle beraber feth eder. Antiochus, Zariadresi Sophene valise olarak atar. Antiochus’un Romalılara karşı M.Ö 201 yılında yenildigi Magnesia (Manisa) savaşında, Artaxias ve Zariadres ayaklanır. Roma fethiyle Artaxias büyük Ermenistanı, Zariadres de Sophene Krallığını bağımsız olarak yönetmeye başlarlar. Kral Zariadres’in yaptıklarına bakıldığında Zaza Kürdü olduğu izlenimi vermektedir. Zariadres (Zareh) kelimeside Kürtçeden kaynaklanabilir. Zar kelimeside Kürtçede “Sarı” demektir.

Bazı kaynaklara göre Urartu kralı Menua’nin bölgedeki fetihlerini anlatan Bagin’deki yazıtta Dersim ve Elazığ yörelerine Supani denmektedir. Bu adın sonraları Sofene (Sophene) şekli altında yaşadıgını görmekteyiz.

Zaza Kürtlerinden Pers Kralı Darius da bahsetmektedir.

Pers İmparatorluğunun hükümdarlığını yapan Pers Kralı I.Darius (Dara)’un (M.Ö. 522-486) yaşamış olup Ortadoğunun birçok ülkesini egemenliği altına almıştır. Darius, M.Ö 515 yıllarında Behistun yazıtları olarak ün kazanmış çivi yazısını hazırlatmıştır. Darius, yerden 100 metre yükseklikteki kayalıklara yazdığı Behistun kitabesinde Pers tarihinden bahsetmektedir. Behistun kitabesi üç dilde ayrı olarak yazılmıştır: Eski Farsça, Elamice ve Babilce.

Birinci sütunda Darius M.Ö 515 yıllarında Fırat nehrinin kenarında Zazana adında bir kasaba olduğunu yazmış. Bu kitabede, Dersim (Tunceli) ve Elazığ havalisi “Zazana” adı ile anılmaktadır. 
Yunanlı Ksenofon’da bu bölgede (M.Ö. 401 yılında), “SuSa” adında bir şehirden bahsedilmektedir. Ki bu şehir, Zazalar tarafından kurulduğu izlenimini veren “Sophene” krallığının merkezi olarak kabul edilmektedir.

Ünlü Yunanlı tarihçi, felsefeci ve coğrafyacı Strabon (Strabo) M.Ö. 65-M.S 25 yılları arasında yaşamıştır. Strabo’nun yazdığına göre, Roma imparatoru Pompey, Sophene’yi Tigran’dan aldı ve Nero (M.S. 54-6 onu ayrı bir krallık olarak Sohaemus’a verdi. Sophene, daha sonra ise ayrı bir krallık olarak tarihi kaynaklarda gösterilmeye başlanmıştır. Yunanlı coğrafyacı Strabo Sophene’nin başkentini Carcathiocerta olarak göstermektedir. Bu şehirin Elazığ (Harput) şehrine yakın olduğu anlaşılmaktadır. Carcathiocerta şehrinin adı da Harput adıyla benzerlik taşımaktadır.

Yunanlı tarihçi Ptolemy Kürt aşiretleri hakkında bilgiler vermektedir. Tarihçi Prof. Dr. Mehrdad İzadi, Sophene’yi (Şupani) Elazığ’in büyük Subhan aşiretinden saymaktadır. Bu aşiret halen mevcuttur.

Ünlü Suriyeli Arap coğrafyacı Yakut İbn Hamavi 1179-1229 yılları arasında yaşamıştır. Aynı zamanda tarihçi, etnografist ve coğrafyacı olan Yakut'un “Mücem ül-Buldan” adlı eseri coğrafya sözlüğü olup, tarihsel, biyografik ve kültürel bilgiler içermektedir.

Coğrafyacı Yakut İbn Hamavi eserinde şu an İran ve Irak arasında yaşayan Feyli Kürtleri olarak bilinen halkdan bahseder: “Feyliler, İran ve Irakı ayıran dağlar arasında yaşarlar. Üstelik fil kadar büyüktürler” diye yazmış.

Yakut El Hamavi 12. yüzyılda Sophene’nin başkenti Arsamosata kentinin %25’inin Ermeniler tarafından meskun tutulmuş olduğunu yazmış. Buradan yola çıkarak geriye kalan %70-75ininde Zaza Kürtleri tarafından mesken tutulmuş olduğu anlaşılmaktadır. Bunun yanısıra Ermeni krallarının Ermeni asimilasyonuda hesaba katıldığında; ilk kurulduğu yıllarda Kürt kenti olduğu da söylenebilir.

Sophene’nin Başkenti

Sophene Kralı Arsames (260-228): Fırat’ın ana kollarından Aratsani Nehri havzasında kendi adını verdiği Arsamosata (Arşamaşat) kentinin kurucusudur. Batı kaynaklarında Sophene Krallığı olarak anılan devletin kendi sakinlerinin dilindeki adı 'Şupani'dir. Batılı kaynaklarda ismi Arsamosata (Arşamaşat) olarak geçen Sophenenin başkenti Bizans çağında Asmosata olarak anılmıştır. Aynı isim Ermenice'de Aşmuşat'a dönüşmüş, Süryaniler kente Arşemşat, Araplar ise Sumaysat yada Sumeisgat demişlerdir.

Sophenenin başkent adının Kürtçe olduğuna dair görüşler:

Kürd dilindeki adı Şemşat'tır. Şatır eski dilde site yada şehir yöneticisi anlamına gelmektedir. Şehir anlamına gelen Şat sözcüğünden türetilmiştir. Şat sözcüğünün İranî dillerde 'Şar', 'Şahar', 'Şehr' gibi versiyonları da vardır. Şat şeklinde söyleneni en eskisidir. Şah sıfatı dahi bu Şat kelimesinden türetilmiştir. Şemşat adının Kürd dilinde Şem (Güneş) ve Şat (Şehir)'den hareketle Güneş-Şehir, Baş-şehir anlamına geldiği Kürt dilbilimcileri tarafından söylenmektedir.

Şemşat, Elazığ’ın Palu sınırları içerisinde, Murat ırmağının Güney kıyısındadır. Palu merkez bucağa bağlı Xaraba Köyü'nün Şupani krallığının tarihi başkenti olduğunu aynı yerdeki Şemşat Kalesinin varlığından biliyoruz. Günümüzde ismi 'Örencik' olarak değiştirilmiştir.

20 yüzyılın büyük uzmanlarından biri olan Marquart’a göre Carcathiocerta kenti aslında Argatiokerta kenti olarak düzeltilmesi gerekir. Argatiokerta kentini Sophene kralı Zariadres’in oğlu Argatias kurmuştur. Marquart’e göre bu kentin kalıntıları Dicle nehrinin kaynağı Eğil veya Arghana Suyu yakınlarındadır.

“Bilinen Sophene Kralları:”

Sames (Kurucu-M.Ö. 290-260),
Arsames I (M.Ö. 240),
Charaspes (M.Ö. 235),
Arsames II (M.Ö. 230),
Xerxes (Kserks) (M.Ö. 220),
Abdissares (M.Ö. 210),
Zariadres (Bağımsız M.Ö. 190),
Morphilig (M.Ö. 190),
Mithrobuzanes (M.Ö. 170),
Artanes (M.Ö. 110),
Arsaces (M.Ö. 70),
Roma İmparatorluğuna bağlandı (M.Ö. 63)

Strabo’daki Artanes, C. Toumanoff’a göre, Sophene kralı Zariadris (Zareh)’in oğlu Mithrobuzanes I olup, doğru adı Me(h)ruzan’dır. M.Ö. 95 yılında Büyük Tigranes II (95-55) tarafından devrilmiştir. Toumanoff (C. Toumanoff, Studies In Christian Caucasian History, 1963), doğru adının Me(h)ruzan olduğunu söylediği bu kişinin, Primary History’de verilen Ermeniler’in şeceresinde Zareh (Zariadres)’in oğlu Armog olarak geçen aynı şahıs olduğunu söyler. O’na göre Armog adının daha doğru şekli de Artok (Artanes)’tur. Zariadres (Zareh) ise bağımsız Sophenenin krallığını yapmıştır ve mühtemelen Zaza Kürdlerindendir. Mehruzan ile Zareh adları Kürtçedeki Mihrican, Mîrzeban, Zara ve Zarê adlarıyla etimolojik olarak çok yakınlık göstermektedir.



Adiabene Kürt Krallığı

Adiebene krallığı, Mezopotamyada museviliğe M.Ö. 1 asırda ihtida etmiş Kürtler tarafından Erbil merkezli olarak 2000 yıl önce kuruldu. Bu krallığın vatandaşlarının çoğunluğunun Kürt olduğu görünmektedir. Kraliyet evinde, Kürt Kral Monobazes, kraliçe Helena, vârisi ve oğlu İzates’in (Yazata kelimesinden türemiş ve Kürtçede “Melek” demektir) adları halen ilk din değiştirenler olarak muhafaza edimiştir.

Romalıların, İsrail kentleri Judea and Samaria’ya zaptı sırasında (68-67), oraya asker yollayan sadece Kürt Adiebeneydi.
Galilee şehrinin kuşatılması sırasında buraya yardım için birlikler yollayan Adiebene Krallığı eğer Musevi olmasaydı bu hareketin izah edilebilir bir gerekçesi olamazdı.

Adiabene adının antik Kürt Hadhabâni aşiretinden kaynaklandığı söylenmektedir. Bu aşiret halen sentral Kürdistan olarak tanımlanan bölgede mevcuttur. Bu aşiret sürgüne maruz kaldığı için Horasan şehrindede mevcuttur.

BELİ BAŞLI KÜRT İSYANLARI

Qonaxa Osmaniyan
1916, Adar - Serhildana Dêrsim ya yekemîn 
1919, 11'ê gulanê - Elî Bati 
1919, 21'ê gulanê - Tevgera Serxwebûna Kurdistan dibin rêbertîya Şêx Mehmudê Berzencî de 
1919-1922 - Serhildana Îsmaîl Simko Axa yê Şikak li Rojhelatê Kurdistan. 
1921, 6'ê adarê - Serhildana Koçgirî 
Qonaxa Komara Tirkiyê
1924, 4 Êlûn - Berxwedana Beytüşşebab 
1925, 14'ê reşemiyê-31'ê gulanê - Serhildana Şêx Seîdê Pîranê 
1925, 10'ê pûşperê - Serhildana Nehrî 
1925, 7'ê gelawêjê-1926 - Serhildana Raman û Reşkotan 
1926, 21'ê rêbendanê - Serhildana Hazro 
1926, 16 Gulan-17 Hezîran - Serhildana Agiriyê ya yekemîn 
1926, 7'ê kewçêrê - Serhildana Koçuşağı 
1927, 26 Gulan-25 Tebax - Serhildana Mutkî yê. 
1927, 13'ê rezberê - Serhildana Agiriyê ya duyemîn 
1927 - Serhildana Biçar 
1928 - Serhildana Sason-Perwarî-Kozluk 
1929, 22'ê gulanê-3'ê gelawêjê - Serhildana Zîlan 
1929, 6'ê tîrmehê - Asi Resul 
1929 - Serhildana Tendûrek 
1930, 26'ê gulanê - Serhildana Savur 
1930, 20'ê pûşperê - Zeylan 
1930, 21'ê tîrmehê - Oramar 
1930, 7-14 Êlûn - Serhildana Agiriyê ya Sêyemîn 
1930, rezber - 2. Mahmut Berzenci 
1930, 24'ê kewçêrê - Pülümür 
1931, Sermawez - Şêx Ahmed Barzanî 
1937, 21'ê adarê-1938, 16 Êlûn - Serhildan Dêrsim ya duyemîn û jenosid (qirkirin). 1948, Damezrandina Partiya Demokrat ya Kurdistanê, PDK. 
1961, 11 Êlûn - Li Kurdistana Başûr şerê çekdarî li hember rejîma Îraqê dest pê kir 
1984, 15'ê gelawêjê - Destpêka şerê gerîlla 
1991, bihar - Serhildana Gel a li Başûrê Kurdistanê

KÜRTLER KİMDİR (5.BÖLÜM)

Mitanni Krallığı

Mitannilerin, Habur çayının (Şırnak) doğduğu yerde Vaşşuganni (Vaşukani) adlı bir kent merkezine sahip olduğu, buradan çıkan tabletlerden anlaşılmaktadır. Hurri dil grubu konuşulmakta, ağırlıklı olarak orta Mezopotamya da, bugünkü Urfa, Mardin ve Şırnak bölgelerinde hüküm sürmektedir. M.Ö 1500-1250 yılları arasında yaşamıştır.Demiri kendi tekelinde tutmuştur. At yetiştiriciliğinde meşhurdur.Asur ve Hititlerle sürekli ve şiddetli bir çatışma ortamını yaşamıştır. Mitanniler Suriye, Amuriye, Asur memleketiyle Kürdistanin Kerkük bölgesine kadar olan topraklara hüketmişlerdir. En son Asur İmparatoru Salmanassar tarafından varlığına geçici olarak son verilmiştir.

Mitannilerin başkentinin adı Vaşukanidir. Bu ismin araştırmacılar tarafından Kürtçeden kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Kürtçede başikani veya hoşkani “güzel pınar” demektir. V-B-H harfleri etimolojik olarak en kolay dönüşümü olan harflerdir. Zamanla fonetik değişime uğramış olması yüksek olasılıktır.

Mitannilerin Aryan (Arı) kökenli, (özelliklede Mitani kralları) oldukları biliniyor. Büyük olasılıkla Mitanniler Kürdlerin atalarıdır.

Tarihçi Speiser göre Mitaniler Arı ırkına mensup ve Kürtlerin ecdatlarından, Zagros topluluğunun bir bölümünü teşkil eden Subaruların bir koludur.
Mitannilerin yaşadığı aynı coğrafik bölgelerde yaşayan Kürt aşiretleri halen Mitanni adını Mattini, Motikan/Moti gibi şekillerde yaşatmaktadır.

Bazı Mitani krallarının adları:

# Kirta M.Ö. 1500 - 1490
# Suttarna I M.Ö. 1490 - 1470
# Baratarna M.Ö. 1470 - 1450
# Parsatatar M.Ö. 1450 - 1440
# Sauşsattar M.Ö. 1440 - 1410
# Artatama M.Ö. 1410 - 1400
# Suttarna II M.Ö. 1400 - 1385
# Artaşumara M.Ö. 1385 - 1380
# Tuşratta M.Ö. 1380 - 1350
# Mattivaza M.Ö. 1350 - 1320
# Sattuara I M.Ö. 1320 - 1300
# Vaşasatta M.Ö. 1300 - 1280
# Sattuara II M.Ö. 1280 - 1270

Guti Krallığı

Zagros dağları ve Aşağı Zap nehrinin kıyılarında yaşayan ve bu günkü Kürtlerin atalarından biri olan Gutiler, M.Ö. 2700 yıllarında müstakil bir devlet kurar,
Gutiler Mezopotamyanın en eski halklarındandı. Gutilerin bilinen 21 tane kralı olmuştur. Guti iktidarı 2 asıra kadar sürmüştür. Guti hanedanlığı daha sonra ise Ur hanedanlığı tarafından sona erdirilmiştir.

Gutiler, Mezopotamya kuzeyindeki Akad memleketlerini M.Ö. 2649 yıllarında işgal edip tam iki asra yakın, Sümer ve Akadları idare ettiler.
Akadlar döneminde Zagrosda yaşayan Gutiler Akad kralı Naram-Sin’in ölümünden sonra kral adayları arasında yaşanan kavgadan faydalanarak Akadları süpüren Gutiler, demoralize olmuş Akad ordusunu yendi. Fırat nehri kenarında bulunan Agade şehrini alarak imparatorluğuda ele geçirdiler.

Kürtler ortadoğunun en eski tarihlerinden birini oluşturmaktadır. Tarih, antropoloji, etnografi, ve linguistik gibi değişik bilim dallarında uzman olan araştırmacıların büyük çoğunluğu Gutileri Kürtlerin ataları olarak saymaktadır.
Eric Jensen kitabında: Ortadoğunun Kürtleri Kürdistanda modern tarih daha muhafaza edilmemişken Kürdistanda yaşıyorlardı diye yazmaktadır. Mezopotamya tarihi uzmanı E.A.Speiser göre tarihte ilk Kürt halkından bahsedilmesi M.Ö 3000 yıllarında Gutium adı altında gerçekleşmiştir. Gutiumlular (Kürdistan) Hint-Avrupa dili konuşmaktaydılar (Morris). Gutium Kürdistanın ta kendisi olması bir tarafa etimologlara göre Guti kelimesi dahi Kürt kelimesin değişime uğramış şeklidir. Prof. Howorth’a göre Kurdistan adı Gutium kelimesinden türemiştir. Ve Babilonyaların kullandığı Khuradi veya Quradu kelimesini Guti adıyla bağdaştırmaktadır. Guti ülkesi modern Kürdistanın adıdır.
Sayce’ye göre Kürt adı Babiloncadaki quradu kelimesinden gelmektedir ve savaşçı anlamını taşımaktadır ve bu kelime Van cıvarındaki halkın adından kaynaklanmaktadır.

Ortadoğu uzmanı eğitimci Dr. Honigman’a göre Guti kelimesi Kürt kelimesiyle aynıdır. Guti, Kurti adının iranize şekliyle telaffuz edilişidir. G>K dönüşümü olmuş. Örneğin: Kardeş kelimesinin Gardaş kelimesine dönüşü gibi. Etimolojik olarak R harfinin zamanla yutulmuş olması ise etimolojide doğal bir olgudur, dolayısıyla, ortaya Guti çıkmış: Guti-Gurti-Kurti.

Araştırmacı Rawlinson’a göre ise Gut ilkel Keldani dilinde sığır anlamına gelmektedir Başka bir iddiaya göre ise “Guti” kelimesi Sümer kökenlidir ve yine (Gud=öküz, sığır) bugünkü Kürtçe’de yer alan “öküz, sığır sahibi halk” anlamına gelmektedir. Gutiler bugünkü Soran Kürtlerin yakın durmaktadır.

Sırayla Guti Krallarının Listesi:

# İnkişuc
# Zarl-agab
# Şulme
# Silulumeş
# Inimabakeş
# Igekauş
# Yarl-agab
# İbate
# Yarl-angab
# Kurum
# Apil-kin
# La-erabum
# İrarum
# İbranum
# Hablum
# Puzur-Suen
# Yarlaganda
# Tirigan

En son Guti kralının adı Tirigandır. Tir Kürtçede “Ok” demektir. Tirigan ise “Okçu”
demektir.

Asur Kaynakları

Tarihçi Speiser, Mesopatamian Origins adlı eserinde Kürtleri Gutiler’le ilişkilendirir.
Bu tezine kanıt olarak Asur kralı Tukulti-Ninurta (Enurta) I (1244-1208 M.Ö)‘in kayıtlarından başlayarak Quti (Guti)‘lerle bağlantılı olarak sık sık Qurti/Kurti adıyla karşılaşıldığını, Quti ve Qurti denenlerin Uqumani (Kummuhi) adlı aşiretlerin komşuları olarak sık sık birlikte anıldıklarını ve yazıtlardaki bu referanslarda Quti (Guti) denenler ile Qurtiler’i birbirinden ayırmanın pratik olarak imkansızlığını öne sürüyor.

Asur kralı Tiglath-pileser’in (1114-1076) zafer silindirinde etnik Kürt adının geçtiği en eski kayıtlardandır. Kurti veya Qurtie adındaki yerin kral tarafından feth edildiğini ve bu bölgenin Van gölünün cıvarları olduğu anlatılmaktadır. Kurti adı verilen yerin adının günümüzdeki adı ise şaşırtıcı bir şekilde halen aynıdır. Fakat son 60 yılda değiştirilmiştir.

Neilson C. Debevoise, A Political History of Parthia (1938) adlı eserinde bu konuya daha fazla ışık tutacak bir yazıta referans vererek şöyle der: “M.Ö. 7 Şubat 213 tarihi taşıyan Uruk tabletleri Partlar’ın kuzeydoğudaki antik düşman Gutiler’le aynı olduğuna (Partlar‘ın ve Gutiler’in aynı olduklarına, sc) daha da kesinlik kazandırır”.

Salmaneser I’in yazıtında “Kirkhu“lar, “Kurkhiler“ gibi adlar, “Tiglat-Pileser I’in bir yazıtında onun zapettiği yerler arasında “Mekhri (Mikhri)“ ve “Bisri“ bölge adları, Tukulti-Ninib I’in fetihleri arasında “Kurti“ (Kur-ti-i), Tiglat-Pileser II’nin yazıtlarında “Quru“ halkı gibi adlar geçer. Şerefname Kürdistan’da Mekri adında bir vilayet ve Şehrizor’da bu adda bir aşiret sayar.

Komagene Kürt Krallığı

Kommagene (Komajen) krallığı M.Ö. 162 - MS 72 yılları arasında Anadoluda bugünkü Adıyaman ili cıvarlarında Kürtler tarafından kurulmuştur. Nemrud Dağı Kürt krallığının en önemli merkezi, başkentiydi. Kral Nemrud Kürd olup adıda Kürtçedir. Nemrud kelimesi Kürtçedeki “Nemir” veya “Nemird” kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir ve “ÖLÜMSÜZ” demektir. Kürtlüğün tüm kriterlerini üzerinde taşıyan yuvarlak tepe, örnek inşa planları ve karmaşık renkli duvarlarıyla dizayn edilmişti. Kürtler'in tüm tarih, gelenek, görenek ve kültür mirasları Kürtçe'nin derinliklerinde gizlidir. Kürtlerin ataları olan Kommageneler döneminde bölgede barış ve huzur hüküm sürmüştür. Yazılı belgelerde MÖ. 850 yılında görülen krallığın ismi o dönemlerde “Kummu” veya “Kummuhu” olarak geçer. Yüzyıllardır ışık Anadoluya Tanrılar dağı Nemruddan doğar ve tüm dünya uygarlığa uyanır.

Kommagen Kralı bir keresinde Asurlulara başkaldırır. Asur kralı Sargon Kommagenleri yener ve yenilen asi kralı: “Tanrılardan korkusu olmayan tanrısız bir adam bu. Sadece kötü planlar yapan bir hilekar,” diyerek suçlar. Kral Sargon’un nitelemesi fazlasıyla öznel görünebilir. Ancak Sargon sözlerine söyle devam eder: “karısını, oğullarını ve kızlarını, malını ve hazinelerini aldım ve son olarak halkını aldım ve onları Mezopotamya’nın güneyine (bugün Irak) sürdüm.” Anlaşılan, yerleşik halkları yurtlarından topraklarından sürmek o zamanlarda da uygulanan bir yöntemdi.



KÜRTLER KİMDİR (4.BÖLÜM)

URARTU KONFEDERASYONU
Urartular M.Ö. 13. yy’da ortaya çıkmış bir devlettir. Van gölü çevresinde ortaya çıkan bu devletin asıl adı “XALDİ” idi. Bu isim özelde Asurlular tarafından kullanılmaktaydı. Xaldi ülkesinde yaşayan halk toplulukları ise kendi devletlerine “BİANİ ÜLKESİ” demekteydiler.

Bu konfederasyonun oluşum sebebini, araştırmacılar Asur ve Hitit devletlerinin yükselişe geçmesine bağlıyor. 

Yükselişe geçen bu devletler, özellikle Asur devleti sınır bölgelerinde yaşayan halklara büyük baskı uygulamışlardır.

Örneğin I. Salamanassar döneminde Mitanni devletine yapılan saldırılarda olağan durumun dışında yaklaşımlar ortaya konulmuştur. Bu seferlerin birinde I. Salamanassar binlerce kişinin tek gözünü kör etmiştir. Asurluların saldırılarıyla karşılaşan bu halklar, karar verip bir konfederasyon kurmuşlardır. Bu konfederasyonun ilk merkezi Malazgirt olarak seçilmiş, daha sonra merkez değiştirilip Tuşpa (Van) olarak belirlenmiştir.


Urartu Konfedarasyonunun Başına Geçen Krallar Ve Yaşanan Gelişmeler:

I. Sardur döneminde kurulan Urartu Konfederasyonu, Van gölünün kıyısında kurulan kale ile devletlerarası yönetimde söz sahibi olmuştur. Yine I.Sardur döneminde konfederasyon Nairi halkı ile birleşmiştir. 

I. Sardur yönetiminin ardından İşpuni Dönemi başlamıştır. İşpuni döneminde Asurlular üzerine seferler düzenlenmiştir. Bu saldırılarda Asurlular’a ait binlerce yerleşim yeri yıkılmış; Asur devleti de bu saldırılara, çevre kabileleri ele geçirerek cevap vermiştir.

Bu dönemin akabinde Kral Menua Dönemi başlamıştır. Kral Menua Urmiye doğu bölgesine hükmeden Manerlerin ülkesini ele geçirmesi ile siyasi gelişmeleri başlatmış oldu. Urartu Konfederasyonu’nun Kuzey Suriye ilişkileri batıya açılma politikasının bir sonucu olarak Menua zamanında başlamıştır. Urartu’nun bu dönemki en büyük politikası Milidia krallığını ele geçirmekti. Milidia devletini ele geçirmek, güney- kuzey sınırlarını ele geçirmek anlamına geliyordu. Bu bölge Asur devleti içinde önemli bir sınır bölgesiydi. Asur devleti savaş ve ekonomi için gerekli olan hammaddeyi buradan karşılamaktaydı. 

Menua bu yerleri alarak Hatti ülkesine kadar ilerlemiştir. Menua’nın sınır genişletme politikasında yaptığı çalışmalardan biri de, Fırat kavisi içinde askeri bir egemenlik kurmuş olmasıdır. Kral Menua Hatti ve Alzi ülkelerine yapmış olduğu seferlerde 2113 kişiyi tutsak etmiştir. Urartu kralları, yaptıkları seferlerde ülkeleri ele geçirmek yerine, ele geçirmiş oldukları ülkeleri ağır vergilere bağlamışlardır. Bu yöntem tüm ülkeyi ele geçirmekten daha kazançlıydı. Çünkü tüm ülkenin ilhak edilmesi o halkın tepkisini alacak bir yaklaşımdı. Bununla beraber böyle bir yaklaşım daha fazla askeri gücü gerekli kılan bir durumdu. 

Menua’nın 790’da ölmesiyle beraber kral olarak yerine geçen kişi, oğlu I.Argişti oldu. I.Argişti Dönemi, Urartu Konfederasyonu için önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemdir. Özellikle bu dönemde askeri alanda meydana gelen gelişmeler, yapılan seferlere de yansımıştır. I.Argişti Urartu Konfederasyonu’nun sınırlarını batıya ve kuzeye doğru genişletmiştir. I.Argişti 8 yıl boyunca Manerlere karşı savaşmış, ülke sınırlarını koruma altına almıştır.

İlk çağ devletlerinin ülkelerini koruma adına ve çevredeki güçlü devletlerin gücünü bölüp ele geçirme adına uyguladıkları farklı farklı yöntemler olmuştur. Bu yöntemlerden biri de ele geçirdikleri ülkelerin erkek nüfusunu kendi ülkelerine taşıyıp, bu nüfusu iş gücü haline getirmeleridir. Geri dönüşlerini engelleyip, eski yaşamlarını unutturmak için esirleri çok uzak ülkelere göndermişlerdir. I.Argişti zamanında uygulanan bu yöntem, Şupani ülkesinden sürülerek getirilen 6600 tutsak için uygulanmıştır. Bu kişiler kurulacak İrpuni kenti için getirilmişti. I.Argişti’nin İrpuni kentini kurmak istemesinin sebepleri; önemli bir bölge olan Sevan’ı ele geçirmek, Hurri kültürüne sahip olan boyları Urartu sınırları içine katmak, ekonomik merkez durumunda olan Ağrı ovasını ele geçirmekti. I.Argişti aynı zamanda Hitit ülkesine başarılı seferler yapmış, böylelikle bu ülkeye kendi hâkimiyetini kabul ettirmiştir. Bu dönemde Asur devleti Urartu Konfederasyonu’na karşı egemenliğini sürdürememiş ve sınırları Urartu devletinin içinde yer almıştır.

I.Argişti’nin ölümü üzerine, yerine oğlu I.Sarduri geçti. Babasının siyasetini ve yönetim anlayışını izleyen I.Sarduri yeni uygarlaştırma teknikleri başlatmış, devletin ekonomisini güçlendirmeye çalışmıştır. I.Sarduri döneminde Asur devleti eski gücünü kazanmak, kaybettiği toprakları ele geçirmek için Urartu Konfederasyonu’na saldırmaya başladı. Bu seferler sırasında Asur devletinin başında bulunan Kral III.Tiglathpileser’di. Asur devleti Urartu üzerine seferler düzenlemiş, askeri alanda farklı taktikler uygulamaya çalışmıştır. Özellikle düz alanda uyguladığı savaş yöntemi Urartu halkı için tamamen yabancı bir yöntemdi. Çünkü Urartu halkı dağlık bölgede savaşmaya alışmış, savaş taktiklerini bu alana göre oluşturmuştu.

I.Sarduri’nin ölümünden sonra krallık koltuğuna oğlu I.Rusa geçmiştir. I.Sarduri döneminde Asur yönetimi devlet sınırlarının birçoğunun ele geçirilmesi üzerine saldırılar düzenlemiş, Urartu Konfederasyonu’nun gücünü yıkmaya çalışmıştır. I.Rusa bu durum karşısında daha düzenli bir askeri sistemle, sınır boylarındaki bölgeleri yeni valiler atayarak koruma altına almıştır. I.Rusa, yönetimini güçlendirmek için Hazar gölünün doğusundan harekete geçerek 23 küçük yerleşim merkezini Urartu merkezine bağlamıştır.
I. Rusa’dan sonra kral olarak geçenler; II.Argişti- II.Rusa- III.Rusa-III.Sardur’dur.

İlk çağ devletlerinin en önemli çalışmaları, bugün de isimlerini bilmemizi sağlayan, kültürel ve sanatsal çalışmalardır. Urartu Konfederasyonu’nun, uzun bir yönetimi içine alan devlet süreci kültürel ve sanatsal çalışmalara da yansımıştır.

Urartu mimarisi Mezopotamya sanatından etkilenmiş olmakla birlikte kendine özgü biçim ve niteliksel gelişmeler de ortaya çıkarmıştır. Xaldiler, mimari alanda ülkelerinde bol bulunan taşları kullanmışlardır. Urartu kentleri mazgallı, sağlam taş duvarlar ve kulelerle çevrilmişlerdir. Urartu yapıtlarının en önemli özelliği uzun ömürlü olmalarıdır. Ülkeyi boydan boya koruyan kaleler şunlardır: Van kalesi, Toprak kale, Çavuştepe, Adilcevaz, Bargiri ve Kersat kaleleri, Xarput, Palu, Mazgirt ve Bağın kaleleri. Bu kalelerin içerisinde gizli yollar da yapılmıştı. Bu gizli yollar, şehir nüfusunun tehlike anlarında kullanabilecekleri yollardı.

Tuşpa kalesi, geniş bir alanda yapılmıştır. Bu kalenin yapıldığı kayanın güneyinde dört Urartu kralının mezarı yapılmıştır. Bunlar: II. Sardur, Menua, Argişti, İşpuni’dir.

Tarım ve hayvancılık Urartu ekonomisinde önemli bir yeri kapsamıştır. Ülke sınırında kışlar sert geçmesine rağmen bu alan geliştirilmiştir.

Urartu ülkesinde altın, gümüş ve fildişi mükemmel bir şekilde işlenmiştir. Oymacılık alanındaki çömlek çalışmaları gelişkindi, yapılan kazılarda bin litre alabilen şarap küpleri bulunmuştur.

Kayalıdere’de yapılan kazılarda M.Ö. 8. yy’a ait eserler bulunmuştur. Bu eserler bir aslan heykeli ve bronz eşyalardır. Bu eşyaların üzerinde Urartu mitolojisini anlatan figürlere de rastlanmıştır. 

Erzincan’ın doğusunda Altıntepe’de yapılan kazılarda bir tapınak, bir saray kapısı, çeşitli odalar ve mezarlar ortaya çıkarılmıştır. Sarayın duvarları farlı renklerle süslenmiştir. 

Xaldiler yaptıkları çalışmaları ve ülke içinde yaşanan gelişmeleri kaya yazıtlarına geçirmişlerdir. Bu yazıtlarda ilk aşamada Asur dili kullanılırken, daha sonra Xaldi dilini kullanmışlardır. Xaldi dili üzerine yapılan çalışmalarda, bu dilin Hurri diline benzediği ortaya çıkmıştır. Kullanılan birçok sözcüğün ortak olduğu görülmüştür.

Xaldiler çok tanrılı bir inanca sahiptiler. Toprakkale yakınındaki Meherkapı yazıtında 79 tanrının adı ile bunlara sunulacak kurbanlar yazılmıştır. Tanrılarının en büyüğüne “Xaldi” denilmiştir. Bugün kullanılan “Xuda” kelimesinin aynı kelimeden türetildiğine inanılır.





KÜRTLER KİMDİR (3.BÖLÜM)

KÜRT KASSİT-KUSSİ İMPARATORLUĞU

Tarihte bu imparatorluğa Çemşid adı da verilmiştir.Yakındoğu da ilkçağlarda kurulan ülkelere en güçlü hükümdarın adını vermek ve bununla adlandırılmak bir gelenekti. Nitekim Şehname, Kussi-Kassit Krallığından kinaye Kürtlerini, Çemşid milleti sayar.Guti imparatorluğunun dağılmasından sonra Guti halkının oluşturduğu bu devlet, siyasal etkinliğini M:Ö 1896 ile 1176 yılları arasında sürdürülmüştür.
Batılı tarihçiler ise bu yıkılış tarihini, 1160 olarak gösterirler.(bknz. Maurice-Meulcau, Le monde Antique,Paris 1976, s.160)
Bilindiği gibi Kürt Kassit İmparatorluğu, Hitit ülkesiyle çağdaştı.20,yüzyıla kadar Hititler hakkında hiçbir şey bilinmiyordu.Sadece İsa’ya atıf olunan İncil’deki iki atıftan başka insanlık bir bilgiye sahip değildi.İlk kez Hititlerin varlığı 1907 yılında yapılan kazılar sonunda ortaya çıktı.Bu harabelerde bulunan tabletlerin okunması ise ancak 1917 yılında gerçekleşti.Hitit alfabesinin çözümünden sonradır ki,Kürt Kassit ülkesi hakkında da detaylı bilgilere sahip olabildik.İşte eski tarihlerde, pek çok yabancı yazarın Kürtlerin kökenini onbinlerin dönüşünden itibaren başlatmaları, Hitit tarihinin henüz bilinmeyişinden ileri gelmekteydi.Sırası gelmişken bu önemli hususu burada belirtöeyi yerinde görüyoruz.
Kassitler Zağros bölgesinden Babil yöresine indiler.M.Ö 1896’ dan itibaren Dicle ovasında görülen bet bereket ve ilerleme bu halkın büyük ilgisini çektiğinden sürekli ticari ilişkilerde bulunuyor ve kendi sınırlarını genişletme olanağı arıyorlardı.Sonuçta bu yörelere egemen olan Denizeli Krallığının zayıflamasından yararlandılar.Gandaş adındaki krallarının girişimiyle Sineraı İşgal ettiler.Denizeli Krallığı da zorunlu olarak Bahreyn’e sürüldü.
Bu devlette yönetimdeki egemen sınıfa Karduniaşh adı da verilmiştir.Kassitler egemenlikleri sürecinde işgal ettikleri yörenin dilini ve dinini benimsediler.Devletlerine başkent yaptıkları babilin ünlü mabudu(marduk) Kassitlerin de mabudu oldu.Gandaş’tan sonra Kassitlerin altıncı kralı olan 2.Agum’a ait bir kitabe Asurbanipal’ın kütüphanesinde bulunmuştur.Bu kopya asıl metnin Sümer diliyle yazıldığını gösteriyor.Adı geçen kitabede bu Kassit Kralı kendisini hem Sümer hem de Karduniaşh kralı unvanıyla anmaktadır.
Eski babil imparatorluğuna varmış olan Kassitler, Suriye ile mezopotamyanın dışında kalan komşu yörelere egemen olmaya kalkışmadılar.Bu yörelerdeki egemenliği barışçı bir ilişki kurdukları Mısır Firavunlarına bıraktılar.Kassit Kralı Kadashman Marbe(Enlil)’den itibaren her iki ülke arasında sıcak bir dostluk kuruldu.
Kassitler özverilerinin karşılığında Mısırlı firavunlardan da küçük Asur krallığını kendi egemenlikleri altında tutmaları için hoşgörülü davranmalarını istiyorlardı.
Ancak Kassit Kralı Burnaburiaş Mısır kralının Asur prensiyle mektuplaştığını öğrenince buna çok üzüldü. Bir mektup yazarak Asurluların kendi yönetimi altında bulunduklarını anımsatarak yapacağı herhangi bir öneriyi içeriği ne olursa olsun reddetmesini istedi. Kassit kralı bu mektubunda diplomatik adaba ve sadakat a ait çok güzel bir anımsatma yapmaktaydı:
‘’Babam Gurigalzu zamanında Asur prensi kendisine bir elçi aracılığıyla Karmişhbat kentine girelim ve birlikte Firavun üzerine yürüyelim demişti.Fakat babam kendisine o zaman şu yanıtı vermişti : Benimle anlaşmak düşüncesinden vazgeç.Mısır kralına düşmanlık fikrinden vazgeç.Ben firavun üzerime yürüyemem.Onun ülkesini işgal edemem.Çünkü o benim dost olduğum bir ülkenin kralıdır.’’(El Amerna Mektupları-Vickler,Letters,),
Kassit kralının bu dürüstlüğü göstermesine karşın Mısır kralı yine de Asur prensiyle anlaşma yapmakta bir sakınca görmedi.Bu konuda Şemsettin Günaltay şu yorumu yapar: ‘’Kassit krallarının bu mertçe davranışlarında mensup oldukları ırkın yüksek seciyesi göze çarpmaktadır.’’(Bkz. Sümerler ve Mezopotamya Tarihi, s.165)
Kürt uygarlığı Kassitler döneminde insanlığa büyük katkılarda bulundu. Sanat,Kültür,edebiyat,el sanatları,heykel,resim,ev eşyaları açısından Kürt Kusi devleti,kardeş Mitanni devletiyle birlikte çağdaşları Hititlilere,Asurilere, o tarihte firavunların yönetiminde bulunan Mısır ülkesine büyük etkilerde bulundular.
Diplomatik , kültürel ve ticari ilişkilerin oldukça ileri bir düzeyde olduğu bu dönemde söz konusu ülkeler arasında sıkı bir alışveriş, değiş tokuş göze çarpar…Nitekim eski mısır uygarlığıyla ilgili arkeolojik kazılarda ortaya çıkan ve halen Paris ve Londra’daki müzeleri süsleyen pek çok eşyanın bir bölümünün Önasya ve Mezopotamya ülkelerine ait olduğu,bilim adamlarınca tespit edilmiştir.
Öte yandan Irak Kürdistan’ında Hatra’ da yapılan kazılarda bulunan ve Kürt uygarlığına ait en şahane heykeller, 1951 ve 1954 yılları arasında Bağdat müzesine yerleştirildi.Yine Kassit Kürt devletine ait ünlü(sunuş) adlı taş üstüne yontma –Kabartma eser, halen Paris louvre müzesini süslemektedir. Bu yapıtta Kral Mélishipak II., kızını, Tanrıça Nanaia’ ya sunmaktadır.Kassit-Kürt devletinin krallarından Karaindash’ın M.Ö.XV. yüzyılda yaptırdığı ve tanrıça’ ya adadığı innana – ishtar- tapınağı ise halen Almanya’da Berlin müzesinde bulunuyor.Bizde burada konumuzu fazla uzatmamak için yüzlerce örnekten sadece üçünü zikretmekle yetiniyoruz.
Böylece çağdaşı firavunlar ülkesinin uygarlığıyla eşdeğer bir zenginliğe sahip olan Kürt-Kusi ülkesi,siyasal yönetim yönünden de modern devlet yapısının izlerini taşımaktaydı.Ülkeler arasında , diplomatik ilişkiler kuruluyor,mektuplar gönderiliyor ve büyükelçiler tayin ediliyordu. Özellikle firavunlar ülkesi Mısırla, Kürt Kassit(kusi) İmparatorluğu arasında ithalat-ihracat, Kredi veya hibe yoluyla yardımlar söz konusuydu.Barış ve dokunulmazlık antlaşmaları imza ediliyordu.
İşte tarihin bildiği en eski dönemlerden günümüze kadar gelişerek gelen devlet yapısı ile, devletler arası yakınlaşmaların hukuksal temelini, Kürt Kuss-Kassit imparatorluğunda bulmaktayız.
İdari sistemde hiyerarşik düzen kurulmuştu. Tapınaklarda dini gösteriler ve ayinlerin yanı sıra sanat kültür ve edebi faaliyetler de sergilenmekteydi.Kürt halkı bu geleneğini yani sanat, şiir ve müzikle süslü ayin geleneğini günümüze kadar sürdürmüştür.


KÜRTLER KİMDİR (2.BÖLÜM)

KÜRT İMPARATORLUKLARI

HURRİLER



14. yy’ın ortalarına kadar Kuzey Mezopotamya’nın hâkimi durumda olan Hurriler, güçlü bir İmparatorluk kurmuşlardır. Yönetim sınırlarının genişliği ve çeşitli yerlere yayılmaları bu imparatorluğun gücünü da fazla arttırmıştır.

Hurriler Yakın Doğu’da vatanları olan, Hazar Deniz’inin doğu ve güneyindeki bölgelerden boylar halinde Kuzey Mezopotamya’ya doğru akın ederek yavaş yavaş büyümüşlerdir. Hurriler başlangıçta Van gölünün güneyindeki bölgelerde Dicle ile Zap ırmakları arasında diğer boylarla birlikte yaşamışlardır. 


Bir başka kaynağa göre M.Ö. Zagros dağlarında Anadolu’nun güney-doğu kısmıyla bugünkü Güneybatı Kürdistan’a kadar uzanan alana yayılmışlardır. Esas yurtları, Fırat, Balih ve Habur ırmaklarının suladıkları alan ile Mısırlıların Naharina dedikleri Orant (Asi Nehri) ve Fırat arasındaki bölge sınırlar olarak belirlenmiştir. Çukur Ova ve çevresini içine alan Suriye ve Kenan ilini kapsayan Hurri İmparatorluğu’nun başkentinin Hurri (Urfa) şehri olduğu ortaya çıkarılmıştır. 

Hurriler M.Ö. 5000 ile 3000 yılları arasında Paleolitik, Mezolitik, Neolotik Taş Devirlerini yaşamışlardır. Toplumsal, ticari ve tarımsal faaliyetleriyle, kendi zamanlarında iyi gelişmeler ortaya çıkarmışlardır. Daha sonraki dönemde mimarinin gelişmesi ve büyük yapı- yapıtların ortaya çıkması, sosyal yaşamın düzenlenmesi, ihtiyaçların daha hızlı karşılanacağı bir ortamı ortaya çıkartmıştır. Hurriler M.Ö. 3000 ile 2000 yılları arasında Maden Devrini yaşayarak Kalkolitik (Bakır-Taş) Devrini iyi gelişmelerle geçirmişlerdir.
Yapılan çalışmalarda belirlenmiştir ki; M.Ö. 2300 yılları arasında Kilikya bölgesinde yerleşik bulundukları zaman dilimi içinde Bronz Devrini de başlatmışlardır. Hurriler devirleri ilk olarak başlatan bir İmparatorluk olarak tarihte yer almıştır.

Hurri İmparatorluğunun devlet sınırı olarak geniş bir alana sahip olması, zamanın büyük devletlerinden olan Babilleri ve Hititleri bu noktaya çekmiştir. Huriler, M.Ö. 17. yy’da Hititleri yenerek başkent Hattuşaş’ı ve tüm yerleşim merkezlerini ele geçirmişlerdi. 200 yıl gibi büyük bir süre Hitit sınırları Hurri İmparatorluğu içinde kalmıştı. 

Ön Asya’da M.Ö. 2000 yıllarında büyük bir İmparatorluk kuran Hurriler birçok yerde küçük yönetimler oluşturmuşlardır. M.Ö. 15. yy’da isim değişikliği yapan Hurri İmparatorluğu Hurri – Mitanni olarak ikiye ayrılmıştır. Hurri adı kuzeyde kalan bölgeye verilirken, Mitanni ismi ise güney bölgesi için kullanılmıştı. 
Kürt tarihinin 3000 yılık Hurri dönemi sayısız Krallık ve şehir devletlerinin ortaya çıkması ile başlamıştır. Hurri Krallıkları Ve Prensliklerinden bazıları şunlardır: 

“Kummuhu, Melidi, Gurgum, Ungi, Kaman, Kaşku, Nairi, Shupria, Urkish, Muşku, Urartu, Namar, Saubaru, Mard, Lullubi, Qardu, Zamua Ellipi, Mana ve Guti.” 

Bu isimler bugünkü şehirlerle karşılaştırılınca şu sonuçlar ortaya çıkmıştır. “Muşku” adı bugün “Muş” şehri ve bölgesi olarak varlığını sürdürmektedir. Muşku Krallığı Asur Kralı Tiglath Pileser (M.Ö 1114-1076)’in ele geçirmesinden önce 2000 asker toplayabilecek bir durumda olması, krallığı önemli duruma getirmişti. 

Günümüzde bu Krallık Anadolu’da kurulmuş olan Hitit Devletini yıkması ile tanınmaktadır. “Mardu” adı ise Kürt Mitolojisinde yerini almış olan “Mard” karakteri “ulusun yaratıcısı” unvanıyla anılmıştır. Ayrıca bugün “Mardin” şehrinin adının “Mardu” isminden geldiği bilinmektedir. “Melidiler” ismi ise “Malatya” şehri olarak geçmektedir. M.Ö. 1900 yıllarında yazılı belgelerde Milidia olarak geçen isim sınırları Aslan Tepe’de olan Malatya şehri olarak geçer. Bu bölümün Suriye ile iç Anadolu ve Karadeniz sahilleri arasında önemli bir bağlantı ve uğrak merkez olması, o dönem içinde önemini arttıran bir unsur olmuştur.

Ortadoğu sınırları içinde bir devlet sistemi kuran Hurrilerin Anadolu ile tanışmaları Hurrili iş adamları ve Asurlu tüccarların ilişkileri sonucu olmuştur. Kapadokya tabletlerinin bilgi verdiği bu tanışma M.Ö. 1900 – 1800 yılında olmuştur. 

Hurriler döneminde güçleriyle ve geniş sınırlarıyla ünlü olana devletlerden biri de Mısır’ olmuştur. O dönemde bölgedeki önemli ticaret merkezlerini ve duraklarını ele geçirmeye çalışmış, Filistin ve Suriye üzerlerine seferler yaparak büyük bölgeleri kendisine bağlamıştı. Mısır Kralı III. Tudmozis büyük öneme sahip olan Akdeniz sahilindeki liman şehirleri ve Halep’i almaya çalışmıştır. Mısır’ın bu gelişmelerine şahit olan Kardunaj devleti siyasi amaç gereği Mısır ile iyi ilişkiler kurmaya çalışmıştı.

Mısır, Hurri devletine yaptığı saldırılarda devletin büyük sınırlarını kendi sınırlarına katsa da, sınırların şekillenişi Hurri imparatorluğu ile Mısır devletinin aralarında yapmış oldukları antlaşma ile belirlenmişti. 
Mısır geçmişinde Hurrilere karşı Asur’u desteklemiş, Hurilerin gücünü kırmaya çalışmıştı. Kardunaj devleti de o dönemde askeri gelişmelerden ziyade ekonomik gelişmelere önem vermiş, bu yüzden Mısır ve Asur devletiyle iyi ilişkiler kurmaya çalışmıştı. Hurri İmparatorluğu ile Mısır Devletinin beraber savaştıkları zamanlarda olmuştu. Hurri Kralı Saustar zamanında Ön Asya’da en güçlü devletlerden biri olmuş, görkemli bir çağı yaşamıştı. Saustar’dan sonra yerine geçen Kral I.Aratatama (M.Ö. 1445 -1405) Mısır Kralı IV. Tudmozis ile iyi ilişkiler geliştirmişti. Mısır krallığı ile geliştirdiği iyi ilişkiler Kardunaj Devleti’ne yansımıştır. Bu dönemde güzel gelişmeler ortaya çıkması uluslar arası arenada ortaya çıkan antlaşmalardan da kaynaklanmıştı. 

Babil Kralı Hammurabi’nin Hurri Devletine karşı çeşitli saldırıları olmuştur. Mezopotamya’da bulunan Babil Devleti Hurri İmparatorluğu’nun gelişimini engellemeye çalışsa da İmparatorluk ilerlemesine devam etmişti. 

M.Ö. 17. yy’da kurulan Hitit Krallığı Anadolu’da eski zamanlarda kurulmuş olan Hatti Uygarlığının üzerinde kurulmuştu. Yönetiminin ilk yıllarında yönetim anlayışlarını ve devlet siyasetlerini Hitit Kralı Hattuşilis zamanında bir Hurri şehri olan Urşuya’ya ateş ve kılıç ile saldırmakla göstermişlerdi. Hurriler Hititlerin yok etme anlayışına dayalı saldırılarına karşı kendi siyasi yöntemleriyle Hattuşaş hariç tüm Hitit ülkesini ele geçirmiş, Anadolu’nun büyük bir bölümüne yayılmıştı. 

Hattuşilis bu saldırılara karşı Hurrilerin ticaret merkezi olan Haşşu’ya saldırmıştı. Saldırılar esnasında ekonomik gelişmelerin durdurulmasına yönelik yapılan yağmalarla beraber dini değerlere de zarar verilmişti. Hurri Devleti ile Hitit Devleti arasında yapılan savaşlar sınırların değişmesi ile devam etmiştir. Öncelikle savaşlar Kizzuwatna’da olurken, ardından Hitit devletinin Halep’i ele geçirmesi ile savaşlar Halep bölümüne taşınmıştı. Bir süre sonra zamanın çeşitli İmparatorlukları ile antlaşmalar yapılmıştı. Bu antlaşmalar Hanigalbat Kralı ile Halep-Hitit Kralı arasında Kizzuwatna’da yapılmıştır. Fakat yapılan antlaşma çok kısa sürmüştü. Çünkü Hanigalbat Kralı Halep’i ele geçirmişti.

Hurrilerin içinde yaşayan halkla beraber o dönemde Hurri İmparatorluğuna bağlı beylikler de olmuştur. Bu beyliklerden biri şimdi Kerkük ismi ile bilinen, bu şehrin yakınlarında olan Arrafa’dır. Bu bölgenin Asurlular ve Babiller arasında olması bölgeyi daha önemli hale getirmişti. 

Hurrilerin önemli yapıtlarından biri de kurmuş oldukları Malatya devletiydi. M.Ö. 1900 yıllarında yazılı belgelerde Milidia şehri olarak geçen devlet; İç Anadolu ve Karadeniz sahilleri arasında bulunan bir Hurri devletiydi. Aynı zamanda zamanın metallerinin üretiminin yapıldığı çok önemli bir ticaret merkeziydi. Asur Krallarından; II. ve III Salamanassar, Tiglatplassar, II. Asurnasirpal Milida’yı ele geçirmek için seferler yapmışlardı. Bu seferler bazen Milidia’nın Asurlular’ın eline geçmesi ile sonuçlanırken, bazen de Milidia’nın savunması ve başarı elde etmesi ile sonuçlanmıştı. Asurlular Milidia (Malatya)’yı kendilerine bağlamak için 20’ye yakın askeri sefer düzenlemişlerdi.

Milidia’nın Hurri halkı 879’da Asurlulara karşı bağımsızlığını ilan etmişti. Fakat Asur Kralı II. Sargon (M.Ö. 721-705) Milida’yı almıştı. Halk Aşağı Mezopotamya’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Daha sonra Milidia Kimmerler tarafından yakılıp yıkılmış ve halkı yeniden göç ettirilmişti. 

Yönetimde iyi gelişmeleri ortaya çıkaran Hurri İmparatorluğu çevresinde varolan devletlerle savaş yapmaktan ziyade, antlaşmalarla dönemini ele geçirmeye çalışmış, kendi İmparatorluğuna yönelik açılan savaşlarda savaş siyasetine uygun tepkiler vermişti. Kendi içinde yönetim Prensliklerden-Krallıklardan, bunların etrafında yer alan hükümet ise ihtiyarlar meclisinden oluşmuştur. Babil’de Anadolu’da ve Sümerlerin yazıtlarında Hurilerin yönetimde barış içinde yaşadıkları ortaya çıkarılmıştır. 

Hurriler M.Ö. 3000 yıllarında tarım ve hayvancılıkla uğraşırken zamanla ekonomik alanları ticaret ile şekillenmişti.

Yerleşim alanında yaptıkları ilk evlerin koloni şeklinde olduğu, yapılan kazılarda ortaya çıkmıştı. Ve kendi dönemlerinde yaptıkları saray ve kalelerde dönemlerinde ki gelişmeleri yansıtan yapıtlar olmuştur. Harput’ta yapılan dağ kalesinin Milidia tarafından yapıldığına inanılmıştır. Aynı zamanda 1938- 1939’da yapılan kazılar da Aslan Tepe’de Milidia şehrini yansıtan surlar, şehir kapısı ve bir de saray ortaya çıkarılmıştır.

Hurrilerin sanat alanında kendilerine özgü seramik yapımı ve boyama ürünleri de olmuştur. Resimde hayvan ve tabiat çizimleri yaptıkları gibi, kendi tanrılarının resimlerini de çizmişleridir. Peki, Hurrilerin dilleri ve tanrı inançları nasıldı? Bu konu da yapılan araştırmalar Hurri dilinin çok geniş olduğu ve bugün Kürtlerin kullandıkları dille benzerliklerinin bulunduğu açığa çıkarılmıştır. Yapılan kazılarda Hurri dilinin görüldüğü yerler; “Babil’in Hammurabi zamanında ki belgelerde, Marların sarayındaki 6 adet edebi metinde, Hattuşaşta bulunan Gılgamış destanının parçalarında”dır. 

Hurriler çok tanrılı inanç sistemini kabul etmişlerdi. Hurrilerin tanrıları daha sonraki dönemlerde Asurlular tarafından da kabul edilmişti. Hurriler uzun bir dönem tarih sahnesinde bir İmparatorluk olarak varlıklarını sürdüler.

KÜRTLER KİMDİR (1.BÖLÜM)

KÜRTLER

Anadolunun en eski halkı. Yaşı bilinmeyecek kadar eski. Yaşadıkları yer hep Anadolu.. Zagrosun Evlatları..Buluşlarıyla insanlığı ayağa kaldıran bir halk; Kürtler...

Kürtler kim peki?
MÖ. 12yy’dan itibaren Zagros dağ silsilesinin eteklerinde Neolitik Devrim ile şekillenen kültürün sahibi Kürtlerin Neolitikten önce de bu bölgede var olduğunu açıklayan bilimsel çalışmalar, veriler, bulgular mevcuttur. Neolitiği yaratan ve yaşatan Aryan kültürünün en önemli halklarından biri olan Kürtler sosyal yaşamı, dil yapısı ve mimarisinde Neolitik dönemim kalıntılarına rastlamak mümkündür. İstanbul Kürt Enstitüsü’nün bu verilerinin yanında Kürtler hakkında genel tanım ve köken tanımı şu şekilde: Kürtler, Ortadoğu’nun en eski halklarından olup Toros dağlarından Zagros dağlarına kadar uzanan coğrafyada yaşayan ve Hint-avrupa dil grubuna ait bir dil konuşan halktır. Yaşadıkları coğrafyanın adı tarihsel olarak Kürdistandır, başka bir tanımla ise kuzey Mezopotamya da denilebilir. Tarihi kaynaklar Kürtlerin tarihini 5000 yıl geriye götürmektedir
Kürt ismi çok eskiye dayandırılmış olup KUR isminden kaynaklı olarak bilim çevreleri bu ismin kökenini Sümerlere dayandırmıştır. Kur=Dağ, Ti= aidiyet anlamındadır. Sümerce bu kelimeler (KURTİ) Dağ Halkı anlamına gelmektedir. Kürtlerin yaşamış olduğu coğrafyanın yapısı ve çok eskiden coğrafyaya göre halklara isim verilmesi bu ismin doğruluğuna katkısıdır.
The Name Kurd And İts Philological Connections adlı yazısında  Driver, listesini yazıtlardan çıkardığı Kurti, Karda, Karduk, Gord, Kord, Cardakes, Cyrtii, vd gibi sonekleri farklı dillere göre değişse de hepsi ortak bir krd/krt öğesi içeren tüm bu adların aynı kökten geldikleri ve etnik olarak ilişkili oldukları sonucuna varmıştır.

Dr. Asad Khailany’nin yaptığı araştırmalarda binlerce yıllık tarihi kaynaklar Kürtleri şöyle kaydetmiştir:

What the ancients referried to Kurds as:

Sümerler (Sumerian) - Karda, Kurti ve Guti,
Babiller (Babylonians) - Garda ve Karda,
Asuriler (Assyrians) - Qurti ve Guti,
Grekler (Greks) - Kardukh ve Gordukh,
Ermeniler (Armenians) - Kortukh ve Gortai-kh,
Persler (Persians) - Gurd veya Kurd,
Süryaniler - (Syrians) Kardu ve Kurdaye,
İbraniler ve Keldaniler (Hebrews and Chaldeans)- Kurdaye,
Aramaik ve Nesturiler (Armamic and Nestorians)- Kadu,
Erken islam dönemlerin Arap yazarları (Arabs) - Kurd (çoğul Akrad),
Avrupalılar ise M.S. 7. yüzyıldan itibaren - Kurd demişlerdir.

Milattan önceki tarihlerde Mezopotamya’da tarih sahnesine çıkmış birçok kavimlerin Kürt asıllı olduğu yapılan araştırmalarda ortaya çıkmaktadır. Mesela isimleri tarihlerde anılan; Subaru, Kurti, Guti, Lulu, Kusi, Kassit, Mitanni, Med, Mannai, Urartu, Karduk, Cyrtii, Gord, Kord, Kardakes v.s. gibi kavimlerin çoğunun Kürd olması yüksek olasılıktır. Etimolojik olarak incelendiğinde bugünkü Kürtlerin atalarından bahsedildiği anlaşılmaktadır

Ünlü filozof ve tarihçi olan Atinalı Ksenophon (M.Ö.430-355) Anabasis (sefer) adlı eserinde(6) yaşanan olayların yanı sıra geçtiği bölgelerde yaşayan halklar konusunda birçok bilgiler verir

Kürtlerin kimsenin hâkimiyetini kabul etmeden özgür yaşadıklarını yazmış. Onun tarifine göre Karduklar dağlar arasında yaşayan savaşçı bir halktı. Akamenid(Perslerde bir hanedan ismidir.) kralına bağlı değildiler. Onların ülkesinden sonra Ermenistan gelmekteydi.